29 Şubat 2016 Pazartesi

Buluşmanın Masalı



“Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın deli kulları çokmuş. Bizden daha delisi hiç yokmuş…”

Dedik, masalımıza başladık!

Bundan üç yıl kadar önceydi. Kent Müzesi'ne vardık. Kent müzesi bir şato misali kentin ortasında salınır, içinde bin bir dudaktan bin bir hikâyeyi saklarmış.

İşittik ki burası, kente dair hikâyeler, masallar uydurur, ete kemiğe büründürür, fal falına, şal şalına kondurur, masal diye yuttururmuş biz naçiz kullarına.

E madem öyle, “Masalın masalını anlatsak acep, bize de yer var mıdır ki?” dedik.

Niyetimiz, gittikçe önemsizleşen, sadece çocuklar için anlatılan bu kıssaların aslında biz büyükler için ne kadar önemli olduğunu hatırlatabilmekti biraz olsun.

Masal, elbette kelimenin manası itibariyle “mesel” taşır. Ataların deneyimlerinden süzülüp incelmiş, yaşama dair öğretisidir taşınan. İnsanoğlunun varoluşuna dair meseleler üzerinedir. Durum böyle olunca, nasıl sadece çocuklar için olur masallar?

Büyüdükçe her şeyi daha iyi bilir gibiyizdir aslında ama yaşamın karşımıza çıkardığı türlü türlü olaylara verdiğimiz tepkiler ile iyi insan ya da kötü insan oluruz. Her ne kadar iyilik- kötülük, doğruluk-yanlışlık, güzellik-çirkinlik görecelidir diyerek sıyrılmak istesek de, yaşadığımız topluluk, eylemlerimizin “ne” olduğuna karar verir.

Masallar bize neyin iyi, neyin kötü; neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestirmeden öğretir. Bunu doğrudan yapmaz, olağanüstü soyutlamalarla yapar. İçimizdeki kötü bir ifrit olarak çıkar karşımıza, ya da kılık değiştiren, yalan söyleyen ama çok çekici bir peri kızı olarak. Aşk kimi zaman bir elma olarak çıkar karşımıza, kimi zaman uzağı gösteren bir boru, kimi zaman da en ileriye atılan oktur.

Kimseye doğrudan sen kötüsün diyemeyiz, ama masal bunu görünür kılar, dolaylı olarak ve en yalın hâliyle gösterir. Öyle ya, bir ifritin kötülüğünden kim şüphe duyabilir?

Ne ki, bir ifrit bile iyilikten anlar. Akılla, erdemle yaklaştığımızda içimizdeki kötüyü ehlileştirebileceğimizi gösterir bize masal.

Çanakkale Kent Müzesi’ne masallarla ilgili bir şeyler yapmak istiyoruz diye gittiğimizde -ki aklımızda çok net bir fikir de yoktu esasında- uzun bir süre üzerinde düşündük bu fikrin. Bu evrensel masal fikrini kent ile nasıl bağdaştıracaktık? Cevaplamamız gereken ilk soru buydu. Aslında Kent Müzesi’nin yaptığı iş özünde bir hikâye anlatıcılığı idi. Kentin tanık olduğu hikâyeler, kimi zaman bir çeyiz sandığından, kimi zaman bir ihtiyarın dilinden, kimi zaman objelerinden yansıyordu Çanakkale’lilere. Sorumuzun cevabı çok da zor olmasa gerekti.

Sonunda, müzenin her çarşamba akşamı düzenlediği kent sohbetleri programında bir yer kaptık. Her ay bir Çarşamba akşamı, masala dair bir sohbet için kente bir konuk çağırdık. Konuklarımız bizi kırmadan geldiler: “Hakikatçi” lakabıyla tanınan gezgin, yazar Özcan Yüksek, şair Sezai Sarıoğlu, Ana Tanrıça kültü ve sembolik anlatımlar konusunda araştırmacı Ahmet Yazman, Çanakkale yöresindeki masalların derleyicisi ve Halk Kültürü araştırmacısı Ömer Gözükızıl, Yörüklerin anlattığı masalların peşinden koşan belgeselci Kenan Özer ve Çağlar İnce, Şahmarancı Ebuburak Tacettin Toparlı konuklarımız oldular. Dünyadan, başka diyarlardan ve başka âlemlerden hikâyelerini paylaştılar bizlerle.

Bununla kalmadık, her konuğumuzu radyoda konuk ettik, onlarla masallar üzerine, masalların erdemleri ve mesajları üzerine sohbetler ettik. Hatta Şahmarancımızla Şahmaranlar boyadık, boyadığımız Şahmaran’ları sergiledik.

Masal diyarı bizi uçan halısına bindirdi, Şah Şehriyar’la Şehrazat’ın Binbir Gecesi'ne, Ainedar kadının gizemine, Yaşayan Ana Tanrıça Sarıkız’ın efsanesine, Şahmaran’ın hasbahçesine, yörüklerin develer üzerindeki yaşamına, açgözlülüğü ile gözünü kör eden kervancı ile dervişin hikâyesine götürdü.

Masal maceramız sayesinde, Kent Müzesi bir şatoya, müzenin müdürü bir şövalyeye, bizler de şatoyu bin bir gece ve bin bir gündüz ele geçirmeye çalışan haramilere dönüştük.

Masallarla uğraşımız sonunda masalları araştıran bir masal topluluğu kuruldu. Bu topluluk masal anlatırken müzik ve dans gösterisi yapan bir başka topluluğa maya oldu. Nitekim bu topluluğa da “Maya” adı verildi. 

Masalcı konuklarımızla yaptığımız radyo programları, yeni bir radyo programına ilham oldu. “Açıl Susam Açıl” bir sezon dinleyicileriyle buluştu. 

Bunlarla yetinmedik, masalları anlatanları, masalların erdemlerini, sözleri ile bize ulaştıranları buluşturduk. Çanakkale Masalcılar Buluşması’nı düzenledik 2015 yılının Mayıs ayında. Kuzey’den Güney’e, Doğu’dan Batı’ya masal anlatıcılarını çağırdık. Kimi Lazların destanlarını anlattı, kimi şarkıların hikâyelerini paylaştı, Kent Müzesi’nin salonunda, Halk Bahçesi'nde atlar şahlandı, kuşlar canlandı, orman konuştu.

Bu satırları yazarken fark ediyorum ki aslında bu serüvenin kendisi bir masal. Anlatıldıkça genişleyen, dinleyenlerini içine katan, dilden dile söylenecek olan bir masalın ilk filizi.

Şurası bir gerçek ki, masallar çocuklardan daha çok büyükler için gerekli artık. Zulüm, doğanın acımasızca katli, insanlık için yüz kızartıcı suçların, kimseyi etkilemeyecek kadar olağanlaştığı ve kanıksandığı günümüzde, insan için neyin doğru neyin yanlış olduğu masallarda değil de nerede yazılıdır ki?

Doğru ve yanlışın bize öğretildiği bütün kitaplar da hazır hükmünü yitirmişken masallara kaybettikleri itibarlarını iade etmenin zamanı geldi de geçiyor. Yaptığımız biraz da bu…

Önümüzde uzun bir yol var, sonunu göremediğimiz. Yeni masallar anlatılacak.

Çanakkale Masalcılar Buluşması 2. kez bu büyülü dünyaya ayak basmaya hevesli olanlar için hazırlanıyor. Bu kez de içinde kuklalardan, masal anlatıcılarına, hayalilerden, müzisyenlere pek çok insan olacak.

Yüreğine su serpmek isteyen herkesi, 11-15 Mayıs 2016 tarihleri arasında, tam da burada, iki suyun birleştiği yerde bekliyoruz!
2. Çanakkale Masalcılar Buluşması düzenleyenler adına
Güneşin Aydemir
Hikâye Anlatıcısı
 

1 yorum:

  1. Masal tadinda anlatilinca gercek, siddetsiz donusum sagliyor butunun yureginde. Davete icabet gerek...

    YanıtlaSil